Kabızlık ve lifli gıdalar

Kabızlık için sıkça önerilen bir şey var; o da bol lif almanız gerektiği. İşin kötüsü lif olarak da tahılları öneren sözde uzmanlar çoğunlukta. Hatta doktorların sıkça söylediği bir şey de kolon kanserini önleyici etkisidir. Bir kere bu doğru bir bilgi değil, hatta tam tersi.

Daha önceki videolarda sıkça bol sebze tüketilmesini önermişimdir. Ve sebzeleri proteinlerle birlikte yenilmesini tavsiye etmiştim. Bu sadece sebzelerin lifli olması dolayısıyla değil, aynı zamanda vitamin, mineral ve enzimler için gerekli olduğundandır. Ancak sindirim sisteminiz zaten tehlikedeyse, yani sindiremiyorsanız bol miktarda sebze tüketmekte işi zorlaştıracaktır. Yani bu durumda bol lifli gıda tüketince ne oluyor, gaz yapar, şişkinlik yaratır, ağrıya sebep olur. Eğer kabızlık, divertiküler, huzursuz bağırsak sendromu, şişkinlik, sibo ve hemoroid gibi rahatsızlıklarınız varsa lifli gıdaları arttırmak, sindirim sisteminizin akşam saatlerindeki istanbul trafiği gibi olmasına sebep olur. Yani zaten ilerlemeyen bir trafiğe habire bir sürü araç dahil olursa ne olur. İşte sindirim sisteminde de aynı şekilde zaten sindirilmemiş ve tıkanmış bir şekilde bekleyen bağırsaklara habire lifli gıdalar eklenirse tıkanır durur. Çok mantıksız değil mi?

Peki ne yapmak lazım?
Evet, geldik gene oruç meselesine. Neden peki? Bakın şunu bilmek lazım, vücuda giren yiyeceklerin tamamen sindirilmesi 35 ila 40 saat sürer. 6 ya da 12 değil, 24 saat değil 40 saat. Bu sebeple yediklerinizin sağlıklı bir şekilde sindirilebilmesi için vücudunuza zaman tanımanız gerekir. Üst üste habire tıkıştırırsanız sadece kabızlık değil daha ötesinde anlam veremediğiniz daha bir sürü hastalığa da yakalanırsınız.
İkincisi, bir müddet 15 ya da 1 ay boyunca lifli gıdalardan uzak durun derim. Aslında bu iş için önerilen yeni trendlerden bir tanesi carnivore diyet. Birçok insanda işe yaradığı görülmüştür. Bunun sebebi de karbonhidratları sıfırladığı için insülin üretimi durur ve enflamasyona neden olan durum ortadan kalkar. Ama ben hayvan cesedi yenilmesini önermem. Yiyecekseniz bile bunu tam olarak diyette önerildiği gibi değil, sebzelerle birlikte tüketmenizi tavsiye derim.
Bir diğer önemli bilgi de şudur,
Aslında lifler sizin tarafınızdan sindirilmez. Bağırsaklarınızdaki mikroplar tarafından sindirilir. Bağırsaklarda 2,5 kilo kadar mikrop bulunur. Tabii mikrop dediğimde aklınıza hemen kötü bir şey gelmesin. Bunlar hayatta kalmamızı sağlayan ve simbiyotik bir ilişki içinde olduğumuz canlılardır. Sürekli antibiyotik kullanımı, çok fazla karbonhidrat tüketimi nedeniyle bu denge bozulur. sonucunda da her çeşit hastalık çıkar ortaya. Bu durumda probiyotik almanızı öneririm. Eğer bağırsaklarınızda bu mikroplar eksikse, ya da çok fazlaysa lifli gıdaları sindirmekte güçlük çekeceksiniz demektir. Bunun sonucu gaz miktarı artar ve şişkinlik oluşur. Vegan olmaya çalışanların çektiği rahatsızlıklar da aslında budur. Bunu düzeltmenin yolu da yediğiniz yağ miktarını arttırmaktır. Bu sayede safra sıvısı artar ve sindirimi kolaylaştırır. Bilmeyenler için söyleyeyim, karaciğerin ürettiği safra ciğerin alt kısmında bulunan safra kesesinde toplanır. Sağlıklı gıdalar yediğinizde bu safra tuzları yağları çözen bir çeşit deterjan gibidir. Yani yağ yiyerek yağ yakarsınız. İlginç değil mi?
Yanı sıra mide asidi yeterince üretilmiyorsa yine kabızlık yaşayabilirsiniz. Bunun için de elma sirkesi tüketebilirsiniz. Ama mideniz sağlam değilse aç karına içmeyin. Salatalara koymanız daha uygun olur. Mide asidinin yeterli üretilmemesinin sebeplerinden biri de yanlış zamanda su içmektir. Yemekten hemen önce, yemek sırasında ya da yemekten hemen sonra su içmek sindirimi engeller. Ve midede parçalanması gereken gıdalar sindirilmeden bağırsaklara gider.

  • İlk olarak şu bol lifli yiyin önermesi çok yanlış.
  • İkincisi lifli yiyecekseniz bile bunun tahıllardan gelmesi daha da yanlış.
Neden tahıl yanlış önce onu anlatayım,
Evet, lifli oldukları doğru, ancak besleyici değiller. Daha önceki videolarda sıkça bu konuyu işlemiştim. Ve zaten insan biyokimyası da tahılları sindirmeye göre evrilmedi. Ama insan nüfusu artınca tarım devrimi yaşandı. Çünkü artan nüfusu beslemek gerekiyordu. Bu sayede insan buğday yemeye mecbur kaldı. Ve bunun sonucunda da şuursuz besin tertibi neticesinde çeşitli hastalıklar ortaya çıkmaya başladı. Tarım Devrimi’nden önce tahıllar insan beslenmesinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyordu. Tahıllara dayalı bir beslenme biçimi mineral ve vitamin yönünden zayıf, sindirimi zor, ayrıca diş ve diş etlerine zararlıdır. Harari’nin de dediği gibi aslında insan buğdayı evcilleştirmedi, buğday insanı evcilleştirdi. Evcilleştirmek, yani domestikasyon Latincedeki domus yani ev kelimesinden türemiştir. Evde yaşayan ise buğday değil, insandır.
Kısacası kabızlıktan kurtulmak istiyorsanız bugüne kadar size kaktırılmış yanlış bilgileri kafanızdan çıkarın ve 15 gün, olmadı 1 ay lifsiz şeyler yiyin. Ve aldığınız yağ miktarını arttırın. Bu süre zarfında fermente sebzeleri yemenizi tavsiye ederim. Yani turşudan bahsediyorum.
Buraya kadar bahsettiklerim hep teknik açıklamalardan ibaret. Ama insan sadece biyolojik bir robot değil. Yani tüm hastalık süreçlerinde bu durumun bir de zihinsel tarafı vardır. İnsan dediğimiz şey sadece maddeden ibaret değil, bir de enerjetik bir yapıya sahiptir. Tüm hastalıklar önce zihinde başlar. Ve bir bilgi olarak gelir. Ve eğer bitecekse de zihinde sonlanmalıdır. Bu bakımdan olayı bir de spiritüel açıdan anlatmaya çalışayım.
Kabızlığın nedeni , duygularımızla yüzleşmemek amacıyla zihinsel ve psikolojik bir kasılma yaşamamız sonucu kaslarımızın da kasılmasıdır. Buradaki baskın duygu , bilinmeyenden, gelecekten duyulan korkudur. Yolculuklarda, taşınırken, ekonomik güçlüklerin ortaya çıktığı, yani geleceğin belirsizleştiği dönemlerde kabızlık yaşanması sık görülen bir durumdur. Kabızlık, güvenlik duygusuyla, tanıdık şeylere duyulan bağlılıkla yakından ilgilidir. Kontrolcü kişilerde daha sık kabızlık görülür. Çünkü bu kişiler kontrolü yitirdiklerinden, olabileceklerden ve ortaya çıkabilecek duygulardan korkmaktadır. Duygularla yüz yüze gelmekten kaçınmanın yolları sürekli meşgul olacak bir şeyler bulmaktır. Ancak bu uğraş, bedenin düzgün işlev göstermesi için gereken zamandan da çalan bir çabadır. Sabah kalkar kalkmaz evden fırlayıp çıkarsanız, elbette ki bağırsaklarınız düzgün çalışmaz.
Anal kaslar, anne-babanızla, eşinizle, patronunuzla, dini yetkililer gibi otorite ve güç sembolleriyle kurduğunuz ilişkilerle bağlantılıdır. Bağırsakların normal faaliyetini engellemek, bir çocuğun kendi iradesiyle gerçekleştirebileceği ilk şeylerden biridir. Boşaltım sistemini çalıştırmak teslimiyet göstergesi, kabızlık ise bir iktidarı elinde bulundurma gösterisi olarak değerlendirilebilir. Bağırsak hareketleri kurtuluşun simgesidir. Kabızlık ise bir şeylerle işimizin bitmediğinin, hala öğrenebileceğimiz şeylerin bulunduğunun işaretidir. Kaslarımızın hareketini engelleyerek, kendimize içsel duygularımızı da dışa vurmamamız gerektiğini hatırlatırız. Daha doğal ve rahat davranabilmeyi öğrenmek, bu durumun ortadan kalkmasında önemli rol oynar. En önemlisi ise duygularımızı ifade edebilmek ve bizim için anlamı kalmayan duygulardan kurtulmaktır. En derinde ise güven duygusu yatar. Çevremizdeki insanlara, dünyaya güvenirsek içimizdekileri daha rahat dökebiliriz.